“Harcamayı Bilmek, Yatırımı Öğretir mi?”
- Erol Polat

- 26 Ağu
- 3 dakikada okunur
Geçen haftanın yazısında “geleceği kim düşünecek” dedik, biriktirmenin neden zor olduğunu anlamış olduk.
Hafta sonu “bu hafta ne yazsam” diye düşünürken kendimi Beşiktaş Çarşısı’ndaki Arkabahçe çizgi roman dükkânında buldum. Yılların alışkanlığı; çizgi romanı hep çok sevmişimdir. Bir yaştan sonra DC, Marvel filan değil de her sayfasını tek tek incelediğim Eisner, Ignatz vb. ödüllü bağımsız çizgi romanların peşine düştüm.
Bu yazıyı okuyan çoğunuzun “40+ adama yakışıyor mu, ne anlamsız bir harcama” diye düşüneceğine yemin edebilirim ama ispatlayamam😉. Yalan yok, benim de kendimi ikna etmem gerekiyor. Ama var işte, buna benzer harcama alışkanlıkları hepimizde farklı şekillerde kendini gösteriyor.
Rafların arasında gezinirken yine kendi kendimi ikna etmeye çalışırken buldum. Tam “bağımsız sanatçıları, çizerleri destekliyorum” gibi “ulvi” bir nedene iyice ısınmışken ışık yandı. Haftanın yazısının konusunu bulmuştum: “Sağlıklı yatırım davranışları oluşturabilmek için harcama alışkanlıklarımızı anlamak gerekiyor.”
Haliyle bu haftanın yazısı: “Harcamayı Bilmek, Yatırımı Öğretir mi?”

Jeopolitik, siyaset, ekonomi ve fantastik ekonomi yönetimi denemeleri…Bizim ülkede ortam hiç durulmuyor. Kahvede, berberde, otobüs durağında; her yerde konumuz PARA.
Yatırım hakkında konuşmaya da bayılıyoruz. Bir sürü “hüstad” var. ChatGPT’den çeviri paslayıp “ben yurtdışı borsalar uzmanıyım” diye takılan mı dersin, sarı terör kitlesini arkasına alıp internetten kredi kartıyla altın bilezik satan mı dersin… Her türlüsü var.
Ben ise başka türlüsüyüm. Düzenli olarak aynı tavsiyeyi verip duruyorum, takılmış plak gibi: Yatırımlarını çeşitlendir, kendine uygun bir portföyün olsun, böylece uzun süre yatırımda kalabilir ve paranı büyütebilirsin. Doğru da söylüyorum, ama söylediklerimin gerçek hayattaki yansımasında hep bir şeyler eksik kalıyor.
Belki de asıl yatırım refleksi, market arabasında başlıyor. Çünkü insan nasıl harcıyorsa, büyük ölçüde öyle yatırım yapıyor.
Market Arabasıyla Yatırımcı Analizi
İdealde alışveriş işini sadık kalınan bir liste ve belirlenmiş bir bütçeyle yapmak gerekir. Ama iş her zaman bu kadar disiplinli gitmez. Mesela benim için nerdeyse hiç böyle olmaz…
Bazen “indirimdeydi, alıverdim” diyerek evde zaten dolu olan makarna stoklarına üç paket daha ekleriz.
Kimi zaman markaya öyle sadık kalırız ki, fiyat etiketine bakmaya bile tenezzül etmeyiz: “Benim gömleğim budur kardeşim.”
Listeyle girip, çıkarken liste dışı abur cuburla dolu poşetlerle döndüğümüz de olur.
Kasanın önünde ise ayrı bir tiyatro vardır: “Yahu bu çikolata bana göz kırptı, bırakamadım” deyip dürtüsel satın almanın en canlı örneğini sergileriz. Bazen de tam tersine, elimiz ürünü okşaya okşaya kasaya gelir, sonra “fazla lüks oldu bu” diyerek utangaç bir edayla geri bırakırız.
Sonuçta alışveriş sepeti, kim olduğumuzu ele verir. Bir yanımız hesap kitap insanı, diğer yanımız kampanya kovalayan bir Indiana Jones, öteki yanımız da kasada göz göze geldiği çikolataya yenilen romantik bir kahraman.
Üzerinde düşünmeden refleks gibi gerçekleşen bu küçük sahneler, aslında gelecekteki yatırım davranışlarımızın küçük bir provasıdır.
Tüketimle olan ilişkimizi tanımak, yatırımda hangi riskleri taşıyabileceğimizi de gösterir. Diğer bir değişle harcamayı bilen, yatırım yapmayı da öğrenebilir.
“Gerçekten İhtiyacım Var mı?”
Modern toplumda her şey –emek, toprak, para– birer “hayali meta”ya dönüşmüş durumda. Yani çoğu zaman gerçekten ihtiyacımız olduğu için değil; alışkanlıktan, prestij ihtiyacından ya da sosyal baskıdan satın alıyoruz.
Mesela dolapta 7 gömleğin var ama “toplantıya yeni bir şeyle girmeliyim” diye sekizincisini alıyorsun.
Ya da telefonun hâlâ roket gibi çalışıyor ama “kamerası 2 piksel daha iyiymiş” diye yenisini taksite bağlıyorsun.
Kıtlık çıkacak korkusuyla market alışverişinde “üç al iki öde”ye kapılıp evde pirinç ambarı kuruyorsun.
Aslında alışverişi ihtiyaçtan çok, ruh halimiz ve çevremiz yönetiyor.
Bu da bizi şuna götürüyor: “İhtiyacım olduğu için mi alıyorum?”
Bu sorunun cevabı, yatırımcı olarak “neden bu yatırımı yapıyorsun?” sorusunun cevabıyla paraleldir.
Sen neden yatırım yapıyorsun?
Piyasa düştü diye mi?
Herkes alıyor diye mi?
Yoksa planladığın için mi?
Yatırım, Parayı Harcamamaktan Daha Fazlasıdır
Yatırım, dışarıdan “teknik” bir konu gibi görünür. Halbuki büyük ölçüde davranışsal bir konudur. Ekonomi ve piyasalar, toplumdan ve insandan ayrı düşünülemez. Harcamalarımız da yatırımlarımız kadar bizi anlatır. Grafiklere bakmak kadar alışveriş fişimize bakmak da yatırım davranışlarımızı gösterir.
Her yatırımcı önce tüketici olarak doğar. Tüketim alışkanlıklarımızı düzenlemek bilinçli yatırımcı olma yolunda belki de ilk adımımız olmalı.
Çünkü harcamayı bilen bir kişi:
İstek ve ihtiyaç arasındaki farkı bilir.
Anlık haz ile uzun vadeli değer arasında seçim yapabilir.
Sürdürülebilir alışkanlıklar kurabilir.
Bu davranışlar yatırımın da temelidir. Yatırım sabır ister, plan ister, kendine hayır diyebilmeyi gerektirir.
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.
Beğenin, paylaşın ve hep yatırımda kalın 🖖



Yorumlar